Türkiye, Savaş Karadeniz'den Hazar'a Yayılırken Rusya ve Ukrayna'yı Uyardı

    Türkiye, Savaş Karadeniz'den Hazar'a Yayılırken Rusya ve Ukrayna'yı Uyardı

    İlk İstanbul görüşmelerinden dört yıl sonra Türk bağlantılı gemilere yönelik saldırılar ve Hazar'daki nokta vuruşlar, Ankara'yı geleneksel arabuluculuk rolünün ötesine taşıyor

    Murat Yıldız

    Türkiye Milli Güvenlik Kurulu (MGK), 6 Ağustos'ta Rusya-Ukrayna savaşındaki stratejik açmazın, başta Karadeniz ve Hazar Denizi olmak üzere komşu bölgelerin çatışma alanına dönüştürülmesiyle aşılamayacağını bildirdi. Açıklama, ticari gemilere yönelik aylar süren saldırıların, Türk vatandaşlarının zarar gördüğü olayların ve Ukrayna'nın savaşı Hazar'a taşıyan operasyonlarının ardından geldi.

    Bosphorus News'in Cumhurbaşkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve üst düzey Türk yetkililerin açıklamaları üzerinde yaptığı incelemede, 6 Ağustos bildirisinden önce Hazar Denizi'ni Rusya-Ukrayna savaşıyla ilişkilendiren resmi bir Türk açıklamasına rastlanmadı.

    Türkiye, 2022'de savaşın başlamasına Montrö, doğrudan diplomasi ve ilk İstanbul görüşmeleri üzerinden yanıt verdi. Ardından tahıl sevkiyatları ve esir takasları konusunda sınırlı anlaşmaların ortaya çıkmasına katkı sağladı. Ancak 2025'in sonlarına gelindiğinde gemilere, limanlara ve enerji altyapısına yönelik saldırılar Ankara'nın önüne arabuluculuğun yanında yeni bir sorun daha çıkardı: savaşı ticaret yollarından ve Türkiye'nin denizcilik çıkarlarından uzak tutmak.

    Moskova ve Kiev, Türkiye'yi defalarca müzakere zemini olarak kabul etti. Masada ne yapılacağı konusunda uzlaşmak ise çok daha zor oldu.

    İlk haftalar

    Türkiye savaşa ilişkin hukuki tutumunu 24 Şubat 2022'de ortaya koydu. Dışişleri Bakanlığı, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik askeri harekatını kabul edilemez ve uluslararası hukukun ciddi bir ihlali olarak nitelendirirken Ukrayna'nın siyasi birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne desteğini yineledi.

    Ankara buna karşın iki hükümetle de iletişim kanallarını açık tuttu. Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin savaş zamanı hükümlerini uygulayarak savaş gemilerinin Türk Boğazları'ndan geçişini kısıtladı ve çatışmanın deniz boyutunun İstanbul ve Çanakkale boğazları üzerinden genişleme imkanını sınırladı.

    Diplomasi hemen ardından devreye girdi.

    Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba 10 Mart'ta Antalya'da bir araya geldi. Rus ve Ukraynalı müzakere heyetleri ise savaş henüz bir ayını doldurmamışken 29 Mart'ta İstanbul'da toplandı.

    İstanbul görüşmeleri çatışmaları durduramadı, ancak ortaya çıkan müzakere zemini hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadı. Moskova, 2022'de taraflar arasında paylaşılan belgeleri olası bir çözümün temeli olarak göstermeyi sürdürdü. Ukraynalı yetkililer ise daha sonra cephedeki koşulların ve güvenlik ortamının aynı şartlara dönülemeyecek ölçüde değiştiğini savundu; herhangi bir çözümün Ukrayna'nın egemenliği ve güvenliği için inandırıcı güvenceler içermesi gerektiğini vurguladı.

    Benzer ayrışma ateşkes konusunda da ortaya çıktı. Türkiye çatışmaların erken aşamada durdurulması ve müzakerelere geçilmesi için bastırırken Moskova, askeri operasyonların sona ermesini kendi siyasi ve güvenlik taleplerinin karşılanmasına bağladı.

    Ankara, hedefin daha sınırlı olduğu alanlarda daha somut sonuç alabildi.

    Birleşmiş Milletler'in de katılımıyla Temmuz 2022'de İstanbul'da varılan Karadeniz Tahıl Girişimi, savaş sürerken Ukrayna'nın tarım ürünlerini Karadeniz üzerinden ihraç etmesine imkan sağladı. Türkiye ayrıca Rusya ile Ukrayna arasındaki esir takaslarının gerçekleştirilmesine katkıda bulundu.

    Bu düzenleme, iki hükümetin savaşın nasıl sona ereceği konusunda anlaşmasını gerektirmiyordu. Savaşın yalnızca belirli bir alanında ortak kuralları kabul etmeleri yeterliydi.

    Rusya'nın Temmuz 2023'te tahıl girişiminden çekilmesiyle bu dar işbirliği alanı da küçüldü. Erdoğan, aynı yıl eylülde Soçi'de Putin ile yaptığı görüşme dahil olmak üzere mekanizmayı yeniden canlandırmaya çalıştı. Moskova ise Rus tarım ürünlerinin ihracatını etkileyen kısıtlamalar giderilmeden girişime dönmeyeceğini açıkladı. Ukrayna giderek alternatif deniz taşımacılığı rotalarına yöneldi.

    Türkiye, Rus ve Ukraynalı heyetleri hâlâ aynı masada buluşturabiliyordu. Ancak hangi adımın önce atılması gerektiğini belirleyemiyordu.

    İstanbul masası açık kalıyor

    Görüş ayrılığı, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin Mart 2024'te İstanbul'a yaptığı ziyarette açık biçimde görüldü.

    Erdoğan, Rusya'nın da katılacağı bir barış zirvesine ev sahipliği yapmayı önerdi. Zelenskiy ise Ukrayna ve ortaklarının önce ortak bir plan üzerinde anlaşması, ardından bunu Moskova'ya sunması gerektiğini belirterek Rus temsilcilerin ilk zirvede yer almaması gerektiğini söyledi.

    Kiev daha sonra Rusya'nın sonraki bir zirveye katılımına daha açık hale geldi. Ankara'nın yaklaşımı ise değişmedi: savaşı sona erdirmeyi amaçlayan bir süreç, eninde sonunda Moskova'yı da içermek zorundaydı.

    Rusya da Türkiye'yi kabul edilebilir bir müzakere zemini olarak görmeye devam etti. Putin Ekim 2024'te, Erdoğan'ın Karadeniz'de gemi taşımacılığı konusunda gündeme getirdiği önerileri inceleyeceğini söyledi ve Moskova'nın bu tür görüşmeleri hiçbir zaman reddetmediğini belirtti.

    İstanbul kanalı 2025'te yeniden tam olarak açıldı.

    Putin, İstanbul'da "herhangi bir ön koşul olmaksızın" doğrudan görüşmelerin yeniden başlatılmasını önerdi. Rus ve Ukraynalı heyetler mayıs, haziran ve temmuz aylarında Türkiye'de bir araya geldi. Görüşmeler esir takaslarını sağladı ve doğrudan temasın sürmesini mümkün kıldı, ancak ateşkesin nasıl başlaması gerektiğine ilişkin temel anlaşmazlık çözülemedi.

    Moskova, 2022 İstanbul görüşmelerine ve savaşın "temel nedenleri" olarak tanımladığı başlıklara atıfta bulunmayı sürdürdü. Kiev ise müzakerelerin anlamlı bir siyasi aşamaya geçebilmesi için önce tam ve koşulsuz ateşkes talep etti.

    İki hükümet de İstanbul'u reddetmedi. Ancak masaya, müzakerelerin önce neyi başarması gerektiği konusunda farklı önceliklerle oturdular.

    Savaş Türkiye'nin deniz sahasına yaklaşıyor

    Ankara'nın savaştaki rolünün niteliği 2025'in sonlarında değişmeye başladı.

    28 Kasım'da Kairos ve Virat tankerleri Karadeniz'de Türkiye'nin münhasır ekonomik bölgesi (MEB) içinde saldırıya uğradı. Dışişleri Bakanlığı, olayların seyir güvenliği ile can, mal ve çevre emniyeti açısından ciddi risk oluşturduğunu belirterek savaşın Karadeniz'e yayılmasına karşı uyarıda bulundu.

    Ukrayna güvenlik kaynakları daha sonra saldırıların sorumluluğunu üstlendi ve deniz dronlarının Rusya'nın yaptırım kapsamındaki petrol ticaretiyle bağlantılı gemileri hedef aldığını bildirdi.

    Birkaç gün sonra MIDVOLGA-2, Türk kıyılarından yaklaşık 80 deniz mili uzakta saldırıya uğradığını bildirdikten sonra Sinop'a yöneldi. Kiev olayla ilgisi olmadığını açıkladı.

    Ankara, gemilere yönelik her saldırıyı aynı tarafın sorumluluğuna işaret eden kanıt olarak değerlendirmedi. Ancak olaylar arttıkça ve Moskova ile Kiev Türkiye'den denizdeki savaş konusunda birbirine zıt iki anlatımdan birini benimsemesini istedikçe bu çizgiyi korumak siyasi olarak zorlaştı.

    Aralık ayında Ankara genel uyarılardan somut bir öneriye geçti.

    Erdoğan, 12 Aralık'ta Aşkabat'ta Putin ile yaptığı görüşmede enerji tesisleri ve limanları kapsayacak sınırlı bir ateşkes önerisini gündeme getirdi. Türk makamları ayrıca ticari deniz trafiğini güvence altına alacak, enerji ve liman altyapısına yönelik saldırıları durduracak bir düzenleme çağrısında bulundu.

    Zelenskiy öneriye bir gün önce kamuoyu önünde destek vermişti. Erdoğan'ın konuyu kendisiyle görüştüğünü belirten Zelenskiy, Ukrayna'nın öneriyi destekleyeceğini ve görüşmelere katılmaya hazır olduğunu söyledi.

    Kremlin düzenlemeyi kamuoyu önünde kabul etmedi. Erdoğan-Putin görüşmesinden iki gün önce Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, olası bir enerji ateşkesine ilişkin Moskova'nın yaklaşımını "ateşkes değil, barış" sözleriyle özetlemişti. Moskova, belirli alanlarda geçici bir duraklama yerine imzalanmış ve kalıcı bir çözüm istiyordu.

    Rusya'nın 12 Aralık'ta Ukrayna limanlarına düzenlediği saldırılarda daha sonra Türk şirketlerine ait üç gemi hasar gördü. Saldırıların zamanlamasıyla Erdoğan'ın önerisi arasında bağlantı bulunduğunu gösteren herhangi bir kanıt yoktu, ancak olay Türk ticari çıkarlarının savaş karşısında ne kadar açık hale geldiğini ortaya koydu.

    Putin ile görüşmesinden dönerken Erdoğan, Karadeniz'in bir savaş alanı olarak görülmemesi gerektiğini söyledi ve tüm taraflar için güvenli seyrüsefer çağrısında bulundu.

    2025'in sonunda deniz güvenliği artık Ankara'nın Moskova ve Kiev'le yürüttüğü diplomasinin arka planındaki tali bir başlık değildi. Aynı dosyanın parçasına dönüşmüştü.

    Gemiler, mürettebat ve Türk çıkarları

    Baskı 2026'da da sürdü.

    Milli Güvenlik Kurulu 28 Ocak'ta Karadeniz'deki istikrara zarar verebilecek gelişmelere karşı uyarıda bulundu.

    26 Mart'ta Rus ham petrolü taşıyan ve bir Türk şirketi tarafından işletilen Altura tankeri, İstanbul Boğazı yakınlarında Türkiye'nin MEB'i içinde vuruldu. Geminin mürettebatı Türk vatandaşlarından oluşuyordu.

    Dışişleri Bakanlığı önceki deniz güvenliği açıklamalarından daha ileri giderek Türkiye'nin ekonomik çıkarlarını korumak amacıyla uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli tedbirleri alma hakkını saklı tuttuğunu bildirdi.

    Türk şirketine ait ANT yük gemisi, 28 Mayıs'ta Ukrayna'dan Türkiye'ye seyir halindeyken vuruldu. İki Türk vatandaşı yaralandı. Ukrayna makamları saldırıdan Rus dronlarını sorumlu tuttu. Ankara saldırganın kimliğini açıklamadı; kontrolsüz tırmanma riskine dikkat çekerek sivil gemi trafiğinin korunması çağrısında bulundu ve bölge ülkelerinin geliştireceği önlemlere katkı sağlamaya hazır olduğunu bildirdi.

    Aynı gün Türkiye'nin kuzey kıyıları açıklarında üç tanker daha vuruldu. Saldırıların sorumluluğunu kamuoyu önünde üstlenen olmadı.

    Moskova ise farklı bir tablo çiziyordu. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zakharova, Ukrayna güçlerini insansız deniz araçları ve dronlarla "haydutça baskınlar" düzenlemek ve ardından saldırıların sorumluluğunu Rusya'ya yüklemekle suçladı.

    5 Haziran'da Türk bayraklı DURU 67 balıkçı teknesi Kırım açıklarında saldırıya uğradı ve battı. Beş Türk balıkçı yaralandı; yaralılardan biri daha sonra hayatını kaybetti. Türk makamları saldırganın kimliğini açıklamadı.

    Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, deniz güvenliği konusunu 16 Haziran'da doğrudan Moskova'nın gündemine taşıdı. Lavrov ile görüşmesinde Karadeniz'de Türkiye'nin çıkarlarına ve güvenliğine zarar verebilecek gelişmelere karşı uyarıda bulunurken Ankara'nın yeni Rusya-Ukrayna müzakerelerine ev sahipliği yapma teklifini yineledi. Moskova ziyareti, yeniden canlandırılmaya çalışılan diplomasiyi Türkiye'nin Karadeniz'deki güvenlik kaygılarıyla aynı gündemde buluşturdu.

    İki gün sonra Milli Güvenlik Kurulu, savaşın tırmanması ve başta Karadeniz olmak üzere çevre bölgelere yayılması riskine karşı uyarıda bulundu.

    Çornomorsk yakınlarında Türk şirketine ait bir gemi 22 Haziran'da saldırıya uğradı ve iki Türk vatandaşı yaralandı. Dışişleri Bakanlığı bu kez olayları açık biçimde Türkiye'nin Karadeniz'deki çıkarlarına yönelik tehdit olarak tanımladı.

    Bosphorus News'in temmuz ayında yayımladığı analiz, riskin Türk mülkiyetindeki gemiler ve Türk mürettebattan ticaret yollarına, ardından Türk bayrağı taşıyan gemilere kadar nasıl genişlediğini ortaya koydu.

    Rusya ve Ukrayna da Türkiye'ye giderek daha doğrudan seslenmeye başladı.

    Lavrov, Ankara'dan ticari gemilere yönelik saldırılar nedeniyle Ukrayna'yı açıkça suçlamasını istedi. Türkiye, Moskova'nın suçlamasını benimsemedi.

    Ukrayna ise Ankara'ya karşıt yönden yaklaştı. Ukrayna Dışişleri Bakan Vekili Andrii Sybiha temmuz ayında Türkiye'yi, 2022'den bu yana barış girişimlerinde başarılı bir geçmişe sahip "Karadeniz'deki en güçlü aktör" olarak nitelendirdi ve seyrüsefer serbestisinin yeniden sağlanmasında kritik rol oynayabileceğini söyledi. Kiev, denizdeki tırmanmadan Rusya'yı sorumlu tutmayı sürdürdü.

    Ankara ise uyarılarını her iki savaşan tarafa yöneltmeye devam etti.

    Savaşı belirli alanlarda sınırlama arayışı

    Denizdeki saldırılar Türkiye'nin diplomatik çabasını sona erdirmedi. Ancak Ankara'yı daha sınırlı uzlaşma alanlarına yöneltti.

    Fidan, 16 Temmuz'da Kiev'de yaptığı görüşmeler sırasında kapsamlı bir ateşkes sağlanamaması halinde Rusya ve Ukrayna'nın Karadeniz güvenliği ve enerji güvenliği gibi alanları kapsayan bir moratoryumu değerlendirebileceğini söyledi. Ukrayna tarafıyla bu öneri konusunda ciddi ölçüde anlayış birliği bulunduğunu belirtti.

    Sybiha kendi açıklamalarında moratoryum formülünü tekrarlamadı. Bunun yerine Karadeniz'de barış ve güvenliğin Ukrayna'nın toprak bütünlüğünün ve Kırım üzerindeki egemenliğinin yeniden tesis edilmesini gerektirdiğini söyledi.

    Öneri, tahıl girişiminde ve Aralık 2025'te limanlar ile enerji altyapısını kapsayan planda daha önce görülen yaklaşımın devamıydı: savaşın tamamında uzlaşma sağlanmasını beklemeden çatışmaların durdurulabileceği belirli alanları ayırmak.

    Türkiye'nin bölgesel deniz güvenliği mekanizması da genişliyordu.

    Türkiye, Romanya ve Bulgaristan mayın tehdidine karşı koymak ve seyrüsefer güvenliğini korumak amacıyla Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu'nu kurdu. Üç ülke Temmuz 2026'da grubun görev alanını kritik deniz altı altyapısının korunmasını da kapsayacak şekilde genişletti.

    Karar, görevi başlangıçtaki mayın karşı tedbirlerinin ötesine taşıdı. Üç kıyıdaş ülke böylece deniz altı altyapısına yönelik saldırı ve sabotaj risklerine karşı da ortak hareket edebilecek bir mekanizma elde etti.

    Genişletilen görev alanı, ticari gemilere yönelik dron saldırılarına doğrudan karşılık verecek bir yapı oluşturmuyor. Yine de Karadeniz'de güvenliğin yalnızca mayın tehdidi üzerinden ele alındığı ilk dönemin geride kaldığını gösteriyor.

    Montrö'den Hazar'a

    Ukrayna daha sonra Türkiye'nin kıyısının bulunmadığı bir denizde operasyonlar gerçekleştirdi.

    Zelenskiy 25 Temmuz'da Ukrayna güçlerinin Hazar Denizi'nde bir Rus savaş gemisini ve İran bağlantılı askeri yüklerin taşınmasında kullanılan gemileri vurduğunu açıkladı. İran ise ayrı bir açıklamada ticari gemilerinden birine yönelik saldırıda bir denizcinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

    Tahran, Ukrayna'yı savaşı genişletmekle suçladı. Zakharova 28 Temmuz'da İran gemisine yönelik saldırıyı bir saldırganlık eylemi olarak nitelendirdi ve Kiev'i, Moskova'nın terör faaliyeti olarak tanımladığı eylemlerin "coğrafi kapsamını genişletmeye" çalışmakla suçladı. Rusya, Hazar'ın askeri çatışmaların dışında tutulması gerektiğini bildirdi.

    İran daha sonra Sybiha'nın İran gemisine yönelik saldırıyı kasıtsız olarak nitelendirdiğini ve Tahran'a Kiev'in gerilimi tırmandırma niyetinde olmadığı yönünde güvence verdiğini açıkladı.

    Moskova ve Tahran, savaşı Hazar'a taşıdığı gerekçesiyle Kiev'i suçladı. Türkiye ise Zakharova'nın açıklamalarından dokuz gün sonra Milli Güvenlik Kurulu konuyu ele aldığında bu suçlamayı benimsemedi.

    Kurul toplantısından önce denizdeki risk bir kez daha Türkiye bağlantılı bir rotaya ulaştı.

    Novorossiysk yakınlarındaki bir dron saldırısında Samsun'a giden Nadezhda gemisinin üç mürettebatı ağır yaralandı. Türkiye, Rusya ve Ukrayna'ya Karadeniz'de sivil seyrüseferi koruma çağrısında bulundu.

    6 Ağustos tarihli Milli Güvenlik Kurulu bildirisi ise Hazar'ı ilk kez Türkiye'nin Rusya-Ukrayna savaşına ilişkin resmi söylemine dahil etti.

    Kurul, savaştaki stratejik açmazın başta Karadeniz ve Hazar Denizi olmak üzere komşu bölgelerin çatışma alanına dönüştürülmesiyle aşılamayacağını belirtti. Savaşan taraflara gerilimi düşürme ve barış yönünde somut adımlar atma çağrısı yaptı.

    Bildiride sorumluluk taraflardan hiçbirine yüklenmedi. Moskova, çatışmanın coğrafi alanını genişlettiği gerekçesiyle Ukrayna'yı suçlamıştı. Kiev ise Karadeniz'de seyrüsefer koşullarının kötüleşmesinden Rusya'yı sorumlu tutuyordu. Türkiye, Hazar'a ilişkin uyarısında taraflardan hiçbirinin adını vermedi.

    Milli Güvenlik Kurulu'nun kullandığı dil 2026 boyunca aşamalı biçimde değişti. Ocak ayındaki bildiride Karadeniz'de istikrarın korunması öne çıkıyordu. Nisan ayında uyarı, saldırıların Karadeniz'e yayılması ve enerji güvenliğini tehdit etmesi riskine yöneldi. Haziran ayında kurul, savaşın başta Karadeniz olmak üzere komşu bölgelere ulaşma ihtimalinden söz etmeye başladı. 6 Ağustos'ta kullanılan ifade bir kez daha genişledi ve Karadeniz ile Hazar Denizi aynı cümlede yer aldı.

    Savaşın 2022'deki ilk haftalarından itibaren Türkiye, deniz savaşının sonuçlarını sınırlamak için Montrö'yü, Moskova ile Kiev arasında müzakere kanalı oluşturmak için İstanbul'u kullandı. Dört yıl sonra İstanbul masası hâlâ açık. Ankara'nın çatışmanın dışında tutmaya çalıştığı coğrafya ise artık çok daha geniş.

    Kaynaklar: Türkiye Milli Güvenlik Kurulu, Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, Türkiye Cumhurbaşkanlığı, Kremlin, Rusya Dışişleri Bakanlığı, Ukrayna Cumhurbaşkanlığı, Ukrayna Dışişleri Bakanlığı, Reuters, Associated Press, Bosphorus News inceleme ve haber çalışması.

    Tüm Türkçe brifingler ve seçili XTRA özel haberleri
    Home