By Murat Yıldız
Yunan Avrupa Parlamentosu (AP) Üyesi Nikolas Farantouris, 4 Eylül'de Kaşot'tan (Kasos) X hesabında bir paylaşım yaptı. "Çevremdeki sular yalnızca Yunan suları değil. Bunlar Avrupa suları" diye yazdı. Aynı paylaşımda üçüncü bir ülkenin askeri güç kullanarak "Avrupa topraklarında ve Avrupa sularında" bir Avrupa projesini engellediğini söyledi ve Avrupa Birliği (AB) üyesi devletlere karşı revizyonizmi kuzeyde de güneyde de reddettiklerini belirtti.

Bir kelime dikkatimi çekti. "Avrupa."
Farantouris'in geçmiş açıklamalarına ve AP kayıtlarına döndüm. Kaşot paylaşımının ana unsurları daha önce de vardı. Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin deniz alanlarına ilişkin pozisyonları "Avrupa hakları" olarak sunuluyor, Türkiye ile anlaşmazlıklar AB'nin güvenlik, savunma, sanayi ve ticaret dosyalarına taşınıyordu.
Farantouris'in bu kavramları kullanırken güçlü bir AB hukuku geçmişi var. Pire Üniversitesi'nde AB hukuku ve politikaları profesörü. Oxford Üniversitesi'nden AB hukuku alanında DPhil derecesine sahip, 2011'de Jean Monnet Kürsüsü aldı ve Yunanistan Kamu Doğal Gaz Şirketi'nde (DEPA) hukuk müşaviri ve yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı.
Kaşot'un kendisi Yunan toprağı. Ada açıklarındaki ihtilaf Kaşot üzerindeki egemenlikle değil, deniz yetki alanları ile çakışan kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) iddialarıyla ilgili. Farantouris'in kullandığı ifade, tartışmasız Yunan toprağı ile Yunanistan ve Türkiye'nin deniz yetkisi konusunda anlaşamadığı alanları yan yana getiriyor.
Bu noktada Farantouris'in bugünkü anlatımı, Yunan hükümetinin 2024'te kamuoyuna verdiği resmi anlatımdan ayrılıyor. Farantouris Türkiye'nin araştırmayı engellediğini söylerken, Yunanistan Dışişleri Bakanı George Gerapetritis çalışmanın Türkiye'nin herhangi bir yetki veya hak iddiası kabul edilmeden ve Ankara'dan izin alınmadan "yüzde 100 plana uygun" tamamlandığını açıklamıştı. Aynı olayın sonucu konusunda iki farklı Yunan anlatımı ortaya çıkıyor.
Yunan Haklarından Avrupa Haklarına
Farantouris, 6 Ocak 2025'te E-000015/2025 numaralı yazılı soruyu "Avrupa denizcilik stratejisi ve bir AB MEB'i oluşturulması ihtimali" başlığıyla Avrupa Komisyonu'na sundu.
AB üyesi ülkelerin denizde sahip olduğu hakları "Avrupa hakları" olarak tanımladı. Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de bu haklara meydan okuyan "revizyonist" bir güç olarak gösterdi ve Komisyon'a Sevilla Haritası temelinde bir "Avrupa MEB'i" düşünüp düşünmediğini sordu.
Komisyon 28 Şubat'ta yanıt verdi. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca deniz alanlarını kıyı devletlerinin oluşturup sınırlandırdığını belirtti.
"AB'nin deniz alanlarının oluşturulması/ilanı ve sınırlandırılması konusunda yetkisi yoktur."
Komisyon, cevabında "Sevilla Şeması" olarak adlandırdığı haritayı dışarıdan bir tarafça hazırlanmış bölgesel bir harita olarak tanımladı ve "hukuki önemi bulunmadığını" söyledi.
Farantouris, üye devletlerin deniz haklarının "Avrupa hakları" olarak ele alınmasını ve AB düzeyinde bir MEB oluşturulması ihtimalini gündeme getirmişti. Komisyon, Birliğin kendi çıkarlarını ve üye devletlerin çıkarlarını uluslararası hukuk ihlallerine karşı savunabileceğini belirtti. Ancak AB'nin bu deniz alanlarını kendisinin oluşturabileceğini veya sınırlandırabileceğini kabul etmedi.
Sevilla Haritası AB Politikasına Geri Dönüyor
Farantouris, 2 Nisan'da Sevilla Haritası'nı bu kez Avrupa Okyanus Paktı tartışmasına taşıdı. Paktın hukuken bağlayıcı ve zorunlu olmasını istedi, Avrupa Komisyonu'nun Balıkçılık ve Okyanuslardan Sorumlu Üyesi Costas Kadis'e Sevilla Haritası üzerinden çalışmaya başlanması çağrısında bulundu.
Kadis, Farantouris'in Şubat ayındaki sorusuna Komisyon adına yanıt veren isimdi. O cevapta haritanın hukuki önem taşımadığı ve AB'nin deniz alanlarını oluşturma veya sınırlandırma yetkisinin bulunmadığı belirtilmişti.
Farantouris'in Nisan'daki müdahalesinden beş hafta önce Avrupa Birliği Adalet Divanı, C-128/24 sayılı davada Yunanistan'ın 31 Mart 2021'e kadar hazırlayıp bildirmesi gereken deniz mekânsal planını zamanında oluşturmadığına hükmetmişti. AB hukuku bu planı enerji, deniz taşımacılığı ve çevrenin korunması gibi farklı faaliyetlerin deniz alanında birlikte planlanması için öngörüyor. Komisyon'un dava kaydına göre Yunanistan, gerekçeli görüşe verdiği yanıtta yükümlülüğü yerine getirmediğini kabul etmişti.
Belgeler, Farantouris'in Komisyon'un Şubat cevabını aşmak amacıyla bilinçli bir rota izlediğini kanıtlamıyor. Ancak Brüksel'in hukuki değer tanımadığı Sevilla Haritası'nı başka bir AB politika tartışmasına yeniden taşıdığı açık.
Bu 20 aylık kayıtta Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin deniz alanlarına ilişkin tezleri giderek birer AB meselesi olarak sunuluyor.
GSI Anlatısı Daralıyor
Farantouris'in, Yunanistan ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında denizaltı elektrik bağlantısı kurarak Kıbrıs Cumhuriyeti'ni Avrupa elektrik şebekesine bağlamayı hedefleyen Great Sea Interconnector (GSI) projesinin önündeki sorunları anlatma biçimi sonraki bir yıl içinde değişti.
4 Eylül 2025 tarihli E-003419/2025 numaralı yazılı sorusunda projeyi AB enerji entegrasyonu, kaynak çeşitlendirmesi ve arz güvenliği açısından değerlendirdi. Türkiye'yi güç kullanma tehdidiyle ve kendisinin hukuka aykırı olarak nitelediği iddialarla GSI'yi engellemeye çalışmakla suçladı.
Fakat aynı belgede gecikmenin başka nedenlerini de açıkça yazıyordu. Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetleri ile proje işletmecisi arasındaki yükümlülük ve ekonomik uygulanabilirlik anlaşmazlıklarının "ek gecikmelere" yol açtığını belirtti.
27 Ağustos 2026'daki anlatımında bu denge değişmişti. Türk deniz parkları, NAVTEX seyir uyarıları ve Türk-Yunan ilişkileri üzerine yazdığı metinde, kablo döşeme çalışmalarının daha önce engellenmesini Türkiye'nin denizde kademeli biçimde fiili durum yaratma politikasının içine yerleştirdi.
Kablonun üç yıldır gecikmesini açıklamak için öne sürülen hava koşullarını, güncellenen teknik ve ekonomik çalışmaları ve yeni şirketlerin projeye katılma ihtimalini "bahane" olarak niteledi. Eylül 2025'te açıkça yazdığı Yunanistan-Kıbrıs Cumhuriyeti arasındaki kurumsal anlaşmazlıklar bu kez gecikme anlatısında yer almıyordu.
5 Ağustos'ta Fransız altyapı yatırımcısı Meridiam'ın GSI'nin çoğunluk hissedarı olması için bir anlaşma imzalandı. Proje zaten AB finansman desteğine sahipti.
AB finansmanı ve Avrupalı yatırımcıların projeye girmesi GSI'nin siyasi ve ekonomik ağırlığını artırıyor. Ancak deniz yetki alanlarının nerede başlayıp bittiğini belirlemiyor.
Farantouris Atina'nın 2024 Anlatısından Ayrılıyor
2024'te Kaşot açıklarında yaşananlar ise Farantouris'in bugünkü anlatısıyla daha açık bir çelişki yaratıyor.
İtalyan bayraklı Ievoli Relume, Temmuz 2024'te bağlantı projesi için Kaşot ve Kerpe (Karpathos) adalarının güneyinde deniz tabanı araştırmaları yürütüyordu. Gemi, Ankara'nın Türk kıta sahanlığı olarak gördüğü, Atina'nın ise Türkiye'nin bu iddiasını reddettiği bir alanda çalışırken Türkiye bölgeye savaş gemileri gönderdi.
Türkiye Milli Savunma Bakanlığı daha sonra Türk kuvvetlerinin, Türkiye'nin kendi kıta sahanlığı saydığı alandaki Temmuz araştırma faaliyetini engellediğini açıkladı.
Atina'nın anlattığı farklıydı.
Gerapetritis, 7 Eylül 2024'te Yunanistan Dışişleri Bakanlığı'nın resmi söyleşisinde Türk gemilerinin 24 saat sonra çekildiğini, Türkiye'nin herhangi bir yetki veya hak iddiasının kabul edilmediğini, Ankara'dan izin istenmediğini ve araştırmanın "yüzde 100 plana uygun" tamamlandığını söyledi.
Dört gün sonra aynı noktayı tekrarladı. Şirketin de araştırmanın plana tamamen uygun biçimde tamamlandığını teyit ettiğini belirtti ve tamamlanmadığı yönündeki iddiaları "yanlış" olarak niteledi.
İki yıl sonra Farantouris Kaşot'tan aynı olaya döndü ve Türkiye'nin araştırmaları engellediğini söyledi.
2024'te yaşananların sonucu konusunda Farantouris'in bugünkü anlatımı, Gerapetritis'in kamuoyuna açıkladığı versiyondan çok Ankara'nın açıkladığı versiyona daha yakın duruyor.
Kuzey Kanadından Güneye
Farantouris, Kaşot paylaşımından aylar önce Brüksel'den doğu sınırlarına ilişkin güvenlik politikasını güneye doğru genişletmesini istemişti.
24 Şubat 2026'da, Komisyon'un Rusya, Belarus ve Ukrayna'ya komşu AB bölgeleri için hazırladığı stratejinin ardından E-000767/2026 numaralı yazılı soruyu verdi.
Komisyon Başkan Yardımcısı Raffaele Fitto bu sınırları "yalnızca ulusal sınırlar değil, Avrupa sınırları" diye tanımlamıştı. Farantouris, Yunanistan ile Kıbrıs Cumhuriyeti'nin neden stratejide açıkça yer almadığını ve Komisyon'un kendi ifadesiyle "Türk tehdidini" Avrupa'nın doğu sınır güvenliğini istikrarsızlaştıran bir unsur olarak görüp görmediğini sordu.
Kaşot, Rusya-Belarus hattındaki hibrit tehdit dosyasının bir parçası değil. Araştırma gemisi ve donanma unsurlarının yer aldığı açık bir devletler arası deniz yetki alanı ihtilafı. Farantouris de Türkiye ile Rusya'yı aynı aktör olarak tanımlamadı. Brüksel'den doğu sınırları için geliştirdiği güvenlik kategorisini Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ne doğru genişletmesini ve Türkiye'yi bu dosyada tehdit olarak tanımlamasını istedi.
Farantouris, Nisan 2025'te Varşova'daki parlamentolar arası güvenlik ve savunma toplantısının ardından yayımladığı bir yazıda Birliğin dış sınırları için ortak güvence istedi. Avrupa Birliği Antlaşması'nın 42(7). maddesindeki karşılıklı yardım hükmünü işletecek düzenlemeler yapılmasını da savundu. Kendi anlatımına göre Türkiye üye devletlerin sınırlarına, uluslararası anlaşmalara ve deniz hukukuna saygı göstermediği sürece Ankara ile AB savunma ve güvenlik iş birliğine karşı çıktı.
Savunmaya Erişim
Security Action for Europe (SAFE) dosyası, Farantouris'in siyasi talebi ile yürürlükteki AB kuralları arasındaki farkı somutlaştırdı.
SAFE'in 17. maddesi, belirli üçüncü ülkelerdeki şirketlerin bazı koşullarla ortak tedariklere katılmasına izin veriyor. Türkiye açısından bu koşullar arasında Avrupa Birliği'nin İşleyişi Hakkında Antlaşma'nın 218. maddesi kapsamında gerekli uluslararası anlaşmanın yapılması da bulunuyor.
Komisyon, 11 Ağustos 2025'te E-002181/2025'e verdiği cevapta AB ile Türkiye arasında böyle bir anlaşma bulunmadığını ve bu nedenle Türk şirketlerinin SAFE kapsamındaki ortak alımlara katılma yetkisinin olmadığını söyledi.
SAFE mevzuatı Türkiye için kalıcı bir yasak getirmiyordu. Türkiye açısından gerekli koşullar henüz yerine getirilmemişti. Farantouris ise Türkiye'nin Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti'yle yaşadığı ihtilafların, AB savunma projelerine erişimin açılıp açılmamasında hesaba katılmasını istiyor.
Gümrük Birliği Bir Baskı Aracına Dönüşüyor
Farantouris, 5 Mart 2026'da E-000926/2026 numaralı yazılı soruyla Türkiye menşeli ürünlerin önerilen Industrial Accelerator Act kapsamındaki konumuna itiraz etti.
AB-Türkiye Gümrük Birliği'nin Türkiye'ye tek pazara katılım veya Avrupa sanayi programlarına eşdeğer erişim sağlamadığını savundu. Ardından, kendi ifadesiyle "üye devletlerin egemenliğini ve güvenliğini tehdit eden" AB dışı bir ülkenin üretiminin Avrupa'nın stratejik sanayi politikalarına dahil edilmesini sorguladı.
Komisyon'un 24 Nisan cevabı mevcut hukuki yapıyı değiştirmedi. Teklifin AB-Türkiye Gümrük Birliği'ni değiştirmediğini belirtti. Belirli AB menşe şartları açısından ise Türkiye dahil AB ile gümrük birliği bulunan ülkelerde üretilen içeriğin Birlik menşeli içerikle eşdeğer sayılabileceğini teyit etti.
Farantouris 2 Eylül'de, Türk balıkçı teknelerine ilişkin hukuka aykırı faaliyet iddialarının AB-Türkiye Gümrük Birliği'nin derinleştirilmesi ve modernizasyonu görüşmeleriyle ilişkilendirilmesini isteyen yeni bir soru verdiğini açıkladı.
Balıkçılık, sanayi ürünlerinin menşei, savunma tedariki ve deniz yetki alanlarının sınırlandırılması birbirinden farklı hukuki rejimlere tabi. Farantouris, Türk-Yunan ihtilaflarındaki davranışların Türkiye'nin AB savunma, sanayi ve ticaret araçlarına erişimini de etkilemesini tekrar tekrar talep ediyor.
Brüksel Nerede Duruyor
Yunan AP Üyesi Emmanouil Kefalogiannis'in E-000411/2026 numaralı sorusuna Komisyon'un 1 Nisan'da verdiği ayrı cevap, özellikle kullandığı bir ifade nedeniyle bu dosyada önemli. Komisyon, Yunanistan ile Türkiye arasındaki kıta sahanlığı ve MEB anlaşmazlığını "çözümlenmemiş" olarak tanımlıyor.
Komisyon adına cevap veren Kaja Kallas, Türkiye'nin üye devletlerin karasuları ve hava sahaları üzerindeki egemenliklerine ve doğal kaynaklar üzerindeki haklar dahil egemen haklarına saygı göstermesi gerektiğini de belirtiyor.
Kallas, Farantouris'in E-002335/2026 numaralı sorusuna 30 Temmuz'da verdiği cevapta aynı ayrımı yeniden kurdu. Karasuları ve hava sahası üzerindeki egemenlik ile uluslararası hukuk kapsamındaki egemen haklar yine ayrı kategoriler olarak ele alındı.
Karasuları üzerindeki egemenlik, kıta sahanlığı veya MEB'deki egemen haklar ve çakışan deniz yetki alanlarının sınırlandırılması aynı hukuki kavramlar değil.
Brüksel, Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni egemenlik, egemen haklar ve stratejik altyapı konularında birçok kez destekledi. Ancak hukuki cevaplarında bu ayrımları korudu. Siyasi dayanışmayı AB'nin deniz yetki alanına dönüştürmedi. Şubat 2025 cevabı da Birliğin deniz alanı oluşturamayacağını veya sınırlandıramayacağını ve Sevilla Haritası'nın hukuki önem taşımadığını ortaya koymuştu.
20 aylık kayıt, birbirinden kopuk Türkiye karşıtı açıklamalardan daha düzenli bir siyasi çizgi ortaya koyuyor. Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin deniz alanlarına ilişkin tezleri Farantouris'in söyleminde "Avrupa hakları", "Avrupa sınırları" ve Avrupa güvenliği başlıkları altında yeniden kuruluyor. Türkiye ile yaşanan ihtilaflar daha sonra savunma programlarına, sanayi politikasına ve Gümrük Birliği'ne erişim tartışmalarına taşınıyor.
Komisyon cevaplarında ise bu yaklaşımın hukuki sınırı açık. Brüksel Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ne siyasi destek verebilir, stratejik altyapıyı destekleyebilir; fakat bu destek AB'ye yeni bir deniz yetki alanı kazandırmıyor ve Yunanistan ile Türkiye arasındaki çözümlenmemiş sınırlandırma ihtilafını ortadan kaldırmıyor.

