Kıbrıs görüşmeleri New York’a giderken müzakere kuralları hala netleşmedi

    Kıbrıslı Türk lider Tufan Erhürman ve Kıbrıslı Rum lider Nikos Christodoulides BM görüşmesinde
    Kıbrıslı Türk lider Tufan Erhürman ile Kıbrıslı Rum lider Nikos Christodoulides, 17 Eylül 2026’da Lefkoşa’da BM himayesindeki görüşmede bir araya geldi.Photo: Stavros Ioannides / PIO

    Lider ve müzakereci düzeyindeki 27 görüşme ortak metodoloji üretmedi; BM yeni bir 5+1 toplantısının sonuç verip vermeyeceğini değerlendiriyor

    Murat Yıldız

    Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, Kıbrıs konusunda Genel Kurul görüşmeler haftası sırasında genişletilmiş bir toplantı yapılmayacağını açıkladı ve yeni bir buluşmanın sonuç üretebilmesi için daha fazla hazırlık gerektiğini söyledi.

    Ertesi sabah Kıbrıslı Türk lider Tufan Erhürman ile Kıbrıslı Rum lider Nikos Christodoulides, Lefkoşa'daki BM koruma bölgesinde bir araya geldi. BM, görüşmeyi yalnızca güven artırıcı önlemler, metodoloji ve özlü konular üzerinde "iyi bir görüşme" olarak tanımladı; herhangi bir anlaşma, yakınlaşma ya da ilerleme duyurmadı.

    İlk bakışta bu tablo, takvime giremeyen bir konferans izlenimi verebilir. Oysa Genel Kurul haftası için baştan planlanmış genişletilmiş bir Kıbrıs toplantısı yoktu.

    Guterres temmuz ayında Kıbrıs'a yaptığı ziyarette, yeni bir 5+1 toplantısının güven artırıcı önlemler, metodoloji ve özlü konularda yeterli hazırlığın ardından, önceki müzakerelerde tarafların pozisyonlarının yakınlaştığı noktalar da dikkate alınarak yapılacağını söylemişti. Eylül ayına gelindiğinde süreç bu eşiği henüz aşmış değildi.

    Takvim ise daralıyor. Guterres'in görev süresi 31 Aralık'ta sona erecek. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) milletvekilliği ve yerel seçimler 6 Aralık'ta birlikte yapılacak; yerel seçim takvimi 7 Ekim'de, milletvekilliği seçim takvimi ise iki gün sonra başlayacak.

    Perşembe günkü liderler toplantısından ilk resmi seçim takviminin başlamasına üç haftadan az süre kalıyor; 6 Aralık'taki seçimle Guterres'in görev süresinin sona ermesi arasında ise yalnızca 25 gün var. Bu dar aralıkta genişletilmiş bir toplantı yine de mümkün, ancak siyasi hareket alanı giderek daralıyor.

    Dolayısıyla asıl sorun yeni bir tarih kararlaştırmak değil, o tarihin anlamlı olabilmesi için öncesinde neyin tamamlanması gerektiği.

    Yirmi yedi temas, bitmeyen müzakere öncesi

    Christodoulides, perşembe günkü toplantı öncesinde hesabı kendisi yaptı. Bunun ekim ayından bu yana liderler arasındaki 11'inci görüşme olduğunu, müzakerecilerin ise aynı dönemde 16 kez bir araya geldiğini söyledi.

    On bir ayda liderler ve müzakereciler düzeyinde toplam 27 temas.

    Erhürman ise toplantı sonrasında farklı bir ölçü sundu. Son görüşmenin öncekilere göre nispeten daha iyi geçtiğini, ancak ele alınan güven artırıcı önlemlerde henüz sonuçlanmış bir dosya bulunmadığını, metodolojide uzlaşma sağlanamadığını ve özlü konularda tarafların hala birbirlerinin pozisyonlarını dinleme aşamasında olduğunu söyledi.

    Bu tabloyu dokuz ay önceki durumla karşılaştırmak mümkün. Erhürman, Aralık 2025'te Christodoulides ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Şahsi Temsilcisi María Ángela Holguín ile yapılan üçlü görüşmenin ardından, dört maddelik metodoloji önerisinin yalnızca "sekizde birine" ulaşılabildiğini söylemişti. Onun anlatımına göre ilk maddenin yalnızca ilk yarısı, yani BM Güvenlik Konseyi kararlarından türetilen siyasi eşitlik tanımı ortak metne girmiş, dönüşümlü başkanlık ise metne dahil edilmemişti.

    Perşembe günü ise Erhürman, tarafların "birinci maddede bile" henüz mutabakata varamadığını söyledi.

    İki açıklama aynı ölçütü kullanmıyor. Aralık ayındaki değerlendirme ortak metne giren ifadeye, son açıklama ise tarafların metodoloji üzerinde vardığı siyasi mutabakata ilişkin. Bu nedenle sürecin geriye gittiğini söylemek doğru olmaz. Ancak Aralık ayında kısmi ilerleme olarak tarif edilen noktanın dokuz ay sonra hala ortak bir usul mutabakatına dönüşmediği açık.

    Bu tablo BM'nin yılın başından beri kullandığı çerçeveyle de uyumlu. Holguín, 28 Ocak'ta süreci açıkça "müzakere öncesi aşama" olarak tanımlamış ve liderlerin güven artırıcı önlemler üzerinde çalışırken özlü müzakerelere giden yolu şekillendirmeye çalıştığını söylemişti.

    Dün yapılan görüşmeler bu nedenle yeni kurallar altında yürütülen kapsamlı bir çözüm müzakeresi değil. Taraflar önce o kuralları oluşturmaya çalışıyor. Erhürman da bunu, mevcut zeminin "müzakere masası" değil "görüşme masası" olduğunu söyleyerek ayırıyor.

    Christodoulides ise perşembe günkü toplantıdan daha olumlu bir değerlendirmeyle çıktı. Güven artırıcı önlemler, metodoloji ve özlü konularda yeni fikirler sunduğunu, Erhürman'ın açıklama istediğini ve nihai tutumunu saklı tuttuğunu, ancak önerilere olumsuz yanıt vermediğini söyledi.

    Christodoulides görüşme öncesinde masaya bu üç alanı kapsayan 19 "çok somut madde" getireceğini açıklamıştı. Ancak ne resmi açıklamalarda ne de Bosphorus News'un incelediği Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk basınında bu 19 maddenin tek tek içeriği yayımlandı. Kamuya yansıyan parçalar daha sınırlı kaldı: Christodoulides bazı fikirlerin tamamen yeni olduğunu söyledi, önceki müzakerelerde oluşan ortak zemin konusunda yeni yaklaşımlar sunduğunu doğruladı ve yeni geçiş noktalarının pakette yer alıp almadığı konusunda kamuya açık pozisyon almaktan kaçındı.

    İki liderin anlatımı bu nedenle birbirini zorunlu olarak dışlamıyor. Erhürman neyin gerçekten sonuçlandığına bakıyor, Christodoulides ise masaya getirilen ve henüz reddedilmemiş önerilere işaret ediyor. Aradaki ölçüm farkı, sürecin hangi noktada bulunduğunu da gösteriyor.

    Asıl anlaşmazlıktan önceki anlaşmazlık

    Daha önce Yunanistan ve Türkiye Önce Sorunun Adını Koymalı başlıklı analizimde, Atina ile Ankara'nın çoğu zaman neyi görüşecekleri konusunda ortak tanıma varmadan diyalog masasına oturduğunu yazmıştım.

    Kıbrıs'ta bunun daha kurumsal bir biçimi var. Buradaki adı metodoloji.

    Erhürman'ın dört maddelik önerisi siyasi eşitlik, etkin katılım ve dönüşümlü başkanlıkla başlıyor. İkinci madde Crans-Montana'ya kadar kayda geçen ortak zeminin yeniden müzakereye açılmamasını, üçüncü madde sonuç odaklı ve zaman sınırlı bir süreci, dördüncü madde ise yeni bir başarısızlık halinde Kıbrıslı Türklerin otomatik olarak bugünkü statükoya geri dönmemesini sağlayacak bir usul güvencesini öngörüyor.

    Erhürman'ın yaklaşımında bunlar kapsamlı müzakereler başladıktan sonra ele alınacak teknik ayrıntılar değil. Müzakerelerin anlamlı biçimde başlayabilmesinin koşulları.

    Christodoulides de önceki müzakerelerde oluşan ortak zeminin korunması gerektiğini söylüyor. Ancak onun yaklaşımı, BM'nin bu birikimi somut bir kayıt haline getirmesine, taraflara ve garantör ülkelere sunmasına ve bundan sonra hangi başlıkların açık kaldığının belirlenmesine daha fazla ağırlık veriyor.

    Dolayısıyla anlaşmazlık artık geçmiş müzakerelerin ortak zemin üretip üretmediği değil. Üretti. Asıl mesele bu birikimin nasıl teyit edileceği ve yeni sürece hangi usulle taşınacağı.

    Bu da tartışmayı yeniden Crans-Montana'ya götürüyor, ancak yalnızca 2017'de süreci sona erdiren anlaşmazlıklara değil.

    Yarım kalmış bir çözümden geriye ne kaldı?

    2017'de masada kalan müzakere birikimi, "önceki müzakerelerde oluşan ortak zemin" ifadesinin düşündürdüğünden çok daha büyük.

    BM Genel Sekreteri'nin 2015-2017 müzakerelerine ilişkin raporuna göre liderler 70 kez, müzakereciler 150'den fazla kez, uzman grupları ise 369 kez bir araya geldi. Müzakere başlıklarında kaydedilen ilerlemeyi ve tarafların birbirine yaklaştığı noktaları içeren 565'ten fazla ortak belge üretildi.

    BM bu dönemi "benzeri görülmemiş ölçüde esaslı ilerleme" sağlanan bir süreç olarak tanımladı.

    Yönetim ve güç paylaşımında önemli mesafe alınmış, vatandaşlık konusu neredeyse tamamen sonuçlandırılmış, ekonomi anlaşmaya en fazla yaklaşılan başlıklardan biri olmuştu. Avrupa Birliği (AB) başlığının büyük bölümü çözülmüş, mülkiyet konusunda temel ilkeler belirlenmiş, toprak konusunda haritalar değiş tokuş edilmiş ve siyasi eşitlik ile etkin katılımda ciddi ilerleme sağlanmıştı.

    Ancak açık kalan başlıklar önemsiz değildi. Güvenlik ve garantiler, Temmuz 2017'de Kıbrıs Konferansı sona erdiğinde çözülemeyen temel konular arasında kaldı.

    Üstelik yüzlerce ortak belge nihai bir anlaşma anlamına gelmiyordu. Süreç "her şey üzerinde anlaşılmadan hiçbir şey üzerinde anlaşılmış sayılmaz" ilkesiyle ilerliyordu. Dolayısıyla tarafların pozisyonlarının yakınlaştığı bir nokta siyasi ve diplomatik olarak varlığını sürdürebiliyor, ancak nihai anlaşmanın parçası haline gelmiyordu.

    Guterres'in Crans-Montana'da ortaya koyduğu altı maddelik çerçeve bu birikimin parçası, ancak önceki müzakerelerde oluşan ortak zeminin tamamıyla aynı şey değil. Daha sonra gündeme gelen Referans Şartları da öyle. Müzakere müktesebatı bunların ikisinden de daha geniş.

    Bu ayrım Kasım 2019'da Berlin'de de görüldü. İki lider Guterres ile yaptıkları toplantıda 11 Şubat 2014 Ortak Açıklaması'nı, daha önce oluşan ortak zemini ve altı maddelik Guterres Çerçevesi'ni sonuç odaklı yeni müzakerelerin temeli olarak yeniden teyit etti.

    BM'nin önceki müzakerelerde oluşan ortak zemini derlemek üzere hazırladığı kayıt ise hala kamuoyuna açıklanmış değil. Christodoulides, 9 Eylül'de kendisine ulaşan bilgiye göre çalışmanın son aşamada olduğunu ve tamamlanmasının "günler meselesi" olduğunu söylemişti. 18 Eylül itibarıyla BM İyi Niyet Misyonu belgenin tamamlandığını duyurmadı ya da metni yayımlamadı; Christodoulides de perşembe günkü görüşmenin ardından özlü konuların bu geçmiş müzakere birikimi boyutunun ele alındığını ve Kıbrıslı Rum tarafın bu alanda yeni fikir ve yaklaşımlar sunduğunu açıkladı.

    2026'daki tartışma artık bu birikimin yeni sürece nasıl taşınacağı üzerine. Christodoulides, süreç ilerlemeden önce BM eliyle somut bir kayıt oluşturulmasını istiyor. Erhürman ise geçmişte oluşan ortak zeminin korunmasının, özlü müzakereler başlamadan önce metodolojik bir kural haline gelmesini savunuyor.

    İki yaklaşım da eski çalışmanın korunması gerektiğini kabul ediyor, ancak bunun nasıl yapılacağı konusunda aynı usulü üretmiş değil.

    Crans-Montana'dan dokuz yıl sonra Kıbrıs'ın elinde tarafların bir dönem birbirine yaklaştığı alanları gösteren yüzlerce sayfalık birikim var. Eksik olan, bu yarım kalmış çözümün ne kadarının yeni müzakerenin başlangıç zemini olacağını belirleyecek ortak kural.

    Yedi önlem, yedi farklı aşama

    Metodolojinin yanında daha kısa ve ilk bakışta daha yönetilebilir görünen bir liste daha var.

    Erhürman'ın aktardığına göre Guterres'in gündeme getirdiği yedi başlık yeni geçiş noktaları, mayınlardan arındırma, afetler ve düzensiz göç konusunda ortak mekanizmalar, spor, karma evliliklerden doğan çocukların AB vatandaşlığı ve sivil toplum yapısından oluşuyor.

    Erhürman, Kıbrıslı Türk tarafın yeni geçiş noktaları dışında altı başlığı kabul ettiğini söylüyor. Kıbrıslı Rum yetkililer ise kendi taraflarının yedi maddelik öneriyi kabul ettiğini açıkladı.

    Ancak bu siyasi kabul, tamamlanmış yedi anlaşma anlamına gelmiyor. Yeni geçiş noktaları hala çözümsüz ve Christodoulides perşembe günkü toplantının ardından kendi yeni önerilerinde ek geçiş noktaları bulunup bulunmadığı konusunda kamuya açık pozisyon almaktan kaçındı.

    Mayınlardan arındırmada ilkesel kabul ve teknik çalışma var, ancak tamamlanmış yeni bir düzenleme yok. Afetler ve diğer pratik alanlarda iki toplumlu mevcut yapılar belli bir işbirliği zemini sağlıyor, fakat yeni mekanizmaların kapsamı ve uygulaması açık kalıyor. Spor ise Kıbrıslı Türk takım ve kuruluşların uluslararası sisteme nasıl katılacağına ilişkin eski kurumsal anlaşmazlık duvarına çarpıyor.

    Sivil toplum dosyası daha ileri bir aşamada. BM 8 Mayıs'ta liderlerin sivil toplum katılımı için bir danışma organı kurulmasına ilişkin çerçeve üzerinde anlaştığını duyurdu. Ağustos ayında ise Yönlendirme Komitesi üyelerinin açıklanması konusunda mutabakata varılarak dosya bir sonraki aşamaya geçti.

    Sonra vatandaşlık meselesi geliyor.

    Invisible Europeans analizimde, AB vatandaşlığı taşıyan ancak AB müktesebatının 10 No'lu Protokol uyarınca askıda olduğu bir bölgede yaşayan Kıbrıslı Türkleri ve karma evliliklerden doğan çocukların uzun süredir çözülemeyen vatandaşlık başvurularını ele almıştım.

    Bu mesele artık mevcut BM sürecinin içinde.

    Erhürman bunu klasik bir güven artırıcı önlem olarak görmüyor ve çözülemeyen dosyaları bir hak meselesi olarak değerlendiriyor. Kıbrıslı Rum taraf ise konuyu insani ve hukuki çerçevede ele alıyor ve sıradan bir güven artırıcı önlem olarak tanımlamıyor.

    Yani dosyanın hangi kategoriye girdiği konusunda bile ortak tanım yok.

    Avrupa boyutu vatandaşlıkla sınırlı değil. 2004 referandumlarının ardından Avrupa Birliği Konseyi, Kıbrıslı Türk toplumunun izolasyonunun sona erdirilmesine ve yeniden birleşmenin kolaylaştırılmasına yardımcı olma kararlılığını açıklamıştı. Mali yardım programı hayata geçti ve bugün de sürüyor. Doğrudan Ticaret Tüzüğü ise kabul edilmedi.

    Böylece AB vatandaşlığı, AB hukuku, ticarete erişim ve kurumsal temsil adanın iki tarafında farklı düzlemlerde gelişti. Uzun süre Kıbrıs sorununun arka planındaki yapısal bir çelişki olan bu durum artık yeni bir müzakerenin hazırlık çalışmalarına doğrudan giriyor.

    Bosphorus News logosu. Lacivert üzerine beyaz.
    Jeopolitik - Savunma - Enerji Bosphorus News

    Temas, statü meselesine dönüştüğünde

    Güven sorunu yedi başlıkla bitmiyor.

    Erhürman perşembe günkü toplantıda EXIT ve NEXUS festivalleriyle ilgili girişimleri, KKTC'de planlanan FC Barcelona akademi etkinliklerinin iptalini, temsilcisi Mehmet Dânâ'nın yabancı büyükelçilerle temaslarına yönelik girişimleri ve Avrupa Parlamentosu kararlarını güveni aşındıran örnekler olarak gündeme getirdi.

    Bu vakaların hukuki ve siyasi ağırlığı aynı değil. Ancak anayasal müzakerelerden oldukça uzak görünen faaliyetlerin tanınma, yetki alanı ve Kıbrıslı Türk kurumlarla uluslararası temasın siyasi anlamı üzerinden hızla Kıbrıs sorununa bağlanabildiğini gösteriyor.

    Barcelona örneği bunun ne kadar hızlı gerçekleşebildiğini ortaya koyuyor. Yakın Doğu Üniversitesi'nde 7-11 Eylül ve 16-20 Eylül tarihlerinde yapılacağı duyurulan Barça Academy kampları gerçekleşmedi. Kulübün internet sitesindeki kamp sayfası, tarihler, yer bilgisi ve program kaldırıldı; Lefkoşa kaydı da küresel kamp haritasından silindi. Daha önce Kıbrıs Futbol Federasyonu (KOP), UEFA ile yaptığı istişarenin ardından planlanan kamp konusunda müdahale talebiyle İspanya Futbol Federasyonu'na yazmıştı.

    Böylece bir çocuk futbol programı, ilk kamp daha başlamadan Lefkoşa'dan UEFA'ya ve İspanya Futbol Federasyonu'na uzanan kurumsal bir anlaşmazlığa dönüştü.

    Aynı dinamik başka alanlarda da görülüyor. Bir festival diplomatik meseleye dönüşebiliyor, bir büyükelçiyle görüşme temsil tartışmasını yeniden açabiliyor. İşbirliğinin siyasi anlaşmazlığı azaltması beklenirken, işbirliğinin biçimi bizzat anlaşmazlığın parçası haline gelebiliyor.

    Ağustos ayındaki analizimde, pratik güven artırıcı önlemlerin sınırlı adımlar olarak mı kalacağını, yoksa her birinin ayrı siyasi tartışmalara mı dönüşeceğini sormuştum. Eylül ayında bu örneklerin bir bölümü artık liderler masasındaydı.

    Toplantıya giden günlerde güven dili savunma politikasında da kullanıldı. Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD), Uluslararası Silah Ticareti Düzenlemeleri (ITAR) kapsamındaki Kıbrıs Cumhuriyeti kısıtlamalarının askıya alınmasını 30 Eylül 2027'ye kadar yenilemesinin ardından Türkiye Dışişleri Bakanlığı 12 Eylül'de iki taraf arasındaki güveni daha da aşındırabilecek adımlardan kaçınılması gerektiğini söyledi.

    Milli Savunma Bakanlığı (MSB) da liderlerin görüştüğü 17 Eylül'de aynı karara yeniden değinerek yenilemenin adadaki hassas dengeleri ve güven ortamını olumsuz etkileyebileceğini açıkladı. Kıbrıs Cumhuriyeti ise ABD kararını Washington ile derinleşen stratejik ortaklığın yeni bir göstergesi olarak karşıladı.

    Bölgesel çevre de daha kalabalık hale geldi. Daha önceki analizimde, bugünkü Kıbrıs sürecinin Crans-Montana dönemine kıyasla daha yoğun bir savunma ilişkileri, enerji projeleri ve rekabet eden bölgesel ortaklıklar ağı içinde yürüdüğünü ele almıştım.

    Yeni olan, bu baskıların kendi kuralları üzerinde henüz anlaşamamış bir sürece doğrudan taşınması.

    Brüksel geri dönüyor, ancak sınırlarıyla

    Avrupa Komisyonu temmuz ayında Raffaele Fitto'yu Kıbrıs Özel Temsilcisi olarak görevlendirerek sürece daha yakından dahil oldu.

    Fitto'nun görevi, BM çerçevesindeki çözüm sürecine ve Holguín'in çalışmalarına destek vermek olarak tanımlanıyor. Brüksel, Fitto'yu ayrı bir Avrupa müzakere kanalının başı olarak sunmuyor.

    Türkiye atamanın kendisini reddetmedi. Dışişleri Bakanlığı bunu AB'nin iç meselesi olarak nitelendirirken, AB'nin Kıbrıs konusunda tarafsız bir aktör olmak için gerekli tarafsızlığını yitirdiği yönündeki Ankara görüşünü yineledi.

    Kıbrıslı Türk Dışişleri Bakanlığı ise daha sert bir çizgi izleyerek atamanın meşruiyetine itiraz etti ve Kıbrıslı Türk tarafın rızası olmadan oluşturulan bir AB rolünü kabul etmediğini açıkladı.

    Erhürman farklı bir sınır çizdi. Fitto ile görüştü ve AB'nin gelecekteki bir müzakere masasında taraf olamayacağını söyledi, ancak Yeşil Hat, ticaret, vatandaşlık, mülkiyet ve güven artırıcı önlemler gibi doğrudan AB politikalarıyla bağlantılı alanlarda Komisyonun yapıcı rol oynayabileceği alanlar bıraktı.

    Ayrıca güven tartışmasını Brüksel'e de yöneltti ve Kıbrıslı Türklerin, yıllardır tek taraflı gördükleri kararların ardından AB ile de güven artırıcı önlemlere ihtiyaç duyduğunu söyledi.

    Fitto'nun rolü bu nedenle sürecin çevresindeki bir başka çözülmemiş sınırı ortaya çıkarıyor. Komisyon kendisini BM sürecine destek veren aktör olarak tanımlıyor, Ankara tarafsızlığını sorguluyor, Kıbrıslı Türk Dışişleri Bakanlığı atamanın meşruiyetine daha doğrudan itiraz ediyor, Erhürman ise Fitto ile temas kurarken AB'nin müzakere masasındaki taraflardan biri olmasını kabul etmiyor.

    Brüksel Kıbrıs sürecine eskisinden daha yakın, ancak rolünün sınırları hala netleşmiş değil.

    New York yeni tur değil, bir test

    Liderler şimdi New York'a, kendilerini bekleyen bir genişletilmiş Kıbrıs konferansı olmadan gidiyor.

    Erhürman'ın Guterres ve Holguín ile görüşmesi bekleniyor. Christodoulides de Lefkoşa'da sunduğu fikirler konusunda BM yönetimini bilgilendirecek. BM, New York temaslarında "bundan sonraki yolun" ele alınacağını açıkladı.

    Bu ifade yıl başından beri kullanılan müzakere öncesi çerçeveyle uyumlu.

    New York, Lefkoşa'da yapılan çalışmanın süreci bir sonraki aşamaya taşıyacak kadar ortak zemin üretip üretmediğini gösterecek.

    Açık kalan sorular artık yeterince belirgin. Tarafların resmi müzakereler için işler bir metodolojiye ve önceki müzakerelerde oluşan ortak zeminin nasıl tespit edilip yeni sürece taşınacağı konusunda ortak bir yönteme ihtiyacı var. Güven artırıcı önerilerin yalnız siyasi kabul düzeyinde kalmaması, uygulamanın eksik olduğu alanlarda somutlaşması gerekiyor. Kıbrıslı Türk toplumuyla uluslararası temas ise tanınma ve statü tartışmalarına takılmaya devam ediyor.

    Yeni bir 5+1 toplantısının da masaya aynı anlaşmazlıkları yeniden taşımaktan fazlasını yapabilmesi için bu hazırlıkların yeterli bölümünün önceden tamamlanmış olması gerekiyor.

    Guterres bu standardı defalarca ortaya koydu. Temmuz ayında yeni bir genişletilmiş toplantıyı güven artırıcı önlemler, metodoloji ve özlü konularda yeterli hazırlığa ve geçmiş müzakere birikiminin dikkate alınmasına bağladı. Eylül ayında ise hala ciddi çalışma gerektiğini söyledi ve geçmişteki hataların tekrarlanmaması gerektiği uyarısında bulundu.

    Takvim daralıyor, ancak süreci geciktiren tek etken zaman değil.

    Genel Kurul haftasında 5+1 formatının bulunmaması, daha temel bir sorunu yansıtıyor. Lider ve müzakereci düzeyinde gerçekleştirilen 27 görüşmenin ardından, taraflar bir sonraki aşama için hala yeterince ortak bir zemin oluşturabilmiş değiller.

    Hala müzakere koşulları üzerinde müzakere ediliyor.

    Kaynaklar: Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve Kıbrıs İyi Niyet Misyonu, Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış Gücü, BM S/2017/814 raporu, Kıbrıslı Türk Cumhurbaşkanlığı, KKTC Enformasyon Dairesi, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, Kıbrıs Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı, Kıbrıslı Türk Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Komisyonu, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı, Federal Register, Kıbrıs Futbol Federasyonu, FC Barcelona, Cyprus Mail, Bosphorus News'un Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk medya takibi, Bosphorus News arşivi, Bosphorus News incelemesi ve haberciliği.

    Tüm Türkçe brifingler ve seçili XTRA özel haberleri
    Home